RO teknolojisi, günümüzdeki konumuna, geniş bir alan olan "Sentetik Membran Teknolojisi"'nin özel bir dalı olarak gelmiş ve çok hızlı gelişme göstermiştir.
Ancak bu teknolojinin, pratik ve ekonomik olarak kullanılabilir hale getirilebilme çalışmalarında, ayrıca birçok yönetmelik ve şartname gerekleri de yerine getirilmiştir.
Membranların, başlangıçtaki imalatında, göz önüne alınan en büyük özellik, aynen doğadaki benzerleri gibi, kendisinden geçirilen sıvının diğer tarafa geçmesine izin vermek suyun içerisinde bulunan partikül ve mineralleri bulunduğu yerde tutarak diğer tarafa geçmesine izin vermemek olmuştur.
Bu durum, membran üzerinde bulunan kontaminantlardan en küçüğünü dahi tutabilecek bir ölçüye ve düzgün bir polimer yapıya sahip olması şartlarını ortaya koyuyordu. Diğer bir husus membranın ekonomik ve kullanılabilir olması için, yüksek akış değerlerine müsaade etmesi gerekiyordu.
İlk yapılan selüloz-asetat (CA) membranlar suya karşı oldukça geçirgen bulundular, daha sonra çok ince deri şeklinde bir membran, gözenekli bir geçirgen olan ve daha kalın polisulfan destek malzeme üzerine kaplanarak, yüksek akış değerleri ve mukavemet elde edildi.
Daha sonraları, ikinci jenerasyon olan, "İnce Film Komposite" (TFC) membranları yapıldı, bunların ısıya mukavemetleri, kimyasal stabiliteleri organik ve inorganik maddeleri tutabilmeleri ilk yapılan Selüloz-Asetat membranlara göre çok daha iyiydi. 0,001 Mikron'un altında filtrasyon kabiliyetine sahiptirler. Böylece suyun içerisinde bulunan mineraller ve bakterilerin giriş suyu kalitesine bağlı olarak %95'in üzerinde oranlarda ayrılmasını sağlarlar.
Günümüzde plakalı ve sargılı tip (RO) sistemlerde bu membranlar kullanılmaktadır. Sıcak iklimlerde tercih edilmektedir. Ancak selüloz asetat membranların aksine, klora karşı dayanıksızdırlar.